Türkiye’nin geleceğini oylayacağı 16 Nisan Referandumu öncesi ülkemizin dışında cereyan eden bir takım olayları hepimiz biliyoruz.

Kendilerini “demokrasinin beşiği” (!) olduğunu iddia eden, her konuşmalarında başka ülkelere söz hakkı tanımayan Avrupa Birliği üyesi ülkeler, en demokratik hak olan toplantı ve yürüyüş hakkı çerçevesinde, anavatanlarından Hollanda’ya gelen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’yı karşılamak için bir araya gelen Türk vatandaşlarımızın üzerine hiçbir haklı gerekçeleri olmadan atlı, itli polisleriyle saldırılması kabul edilemez.

Bakan’ımıza yapılan insanlık dışı muamelenin aynısını Türkiye Hükümeti, kendi bakanlarına yapsaydı, üstelik bakanları da kadın olsaydı, acaba ne yaparlardı?

Bütün bunlar bir kenara bırakalım, peki ya dünya televizyonlarının yayınladığı görüntüler içerisinde coplayarak yere düşürdükten sonra köpeğin saldırısına maruz bırakılan Türk gencinin hastanelik olmasına neden olan Hollanda hükümetini, eleştiren bir AB ülkesi görebildik mi?

Göremediğimiz gibi tam tersi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine de aykırı olan bu saldırıları desteklediklerini açıkça beyan etmeleri ise, dünün haçlı ordularını oluşturan ülkelerin bugün, Avrupa Birliği’ni oluşturduklarını bir kez daha göstermiş oldu.

 

***

 

Türkiye’nin hızlı yükselişi, Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmatik kişiliği, tam bir dünya lideri olması, hiçbir ülkenin kapısında beklemeyişi, çoğu zaman sözüm ona “demokrasi beşiği” ülkeleri yüksek perdeden eleştirmesi; “FİNCANCI KATIRLARINI ürkütür” gibi şu anki AB üyesi ülkelerin liderlerini de ürküttüğü aşikar.

İşte bu tutum ve davranışlar, Türkiye’deki referandumda henüz karar verme aşamasında olan Türk seçmeninin “Evet” oyu kullanacağını göstermekte.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, her ne kadar bu referandumda, “Evet” çıkması halinde ülke yönetiminde “tek adamlığa” yol açacağını bunun da dikta yönetimine dönüşeceğini iddialı bir şekilde anlatmaya çalışması, Türk seçmenini “Hayır” oyu kullandırmaya çabalaması seçmen üzerinde etkisinin olduğunu gösteriyor.

Fakat, “Hayır”cıların bir çıkmazı da beşikte çocuğu gözlerini kırpmadan dahi katledecek kadar gaddarlaşan, vahşileşen PKK’nın siyasi kanadı olan HDP’nin de “Hayır”cılar cephesinde yer alması;

Yine Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını korumakla görevli olan Türk Ordusunun içerisine yerleşen 15 Temmuz 2016’da hain kanlı darbe girişiminde, bütünlüğünü korumakla sorumlu oldukları ülkenin insanına atış emri veren ve hızını alamayıp bizzat kendisi ateş eden Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün başkanlığını yaptığı Meclis’i bombalayan,

Yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde görevi asayişi, iç güvenliği sağlamak olan ve bunun haricinde hiçbir suçu günahı olmayan hatta görev yorgunluğundan ötürü bir kısmı uyuyan, dinlenmeye çekilen Gölbaşı merkezindeki suçsuz, günahsız Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı bombalayarak, devlet görevlilerini katleden FETÖ kanlı terör örgütünün de “Hayır”cı cenahta başrolde olması;

“Çift başlı sistem”de, dönemin “üçlü koalisyonun”da kendini Cumhurbaşkanı seçtiren Başbakan Bülent Ecevit’e Anayasa kitabı fırlatacak kadar olumsuzluklara neden olan bir idare sistemi oluşu ve dolayısıyla Türkiye’nin Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün hedef gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşamamaya neden olduğunu Türk halkı gördü, yaşadı.

Bu unsurların “Hayır” cephesinin, kararsız seçmenleri halk oylamasında “Evet” oyu kullanmasını etkileyecektir.

16 Nisan Halk Oylaması, hepimiz için önemli bir dönüm noktası olacak.

Bu nedenle, herkesin sağduyulu davranılması, Türkiye’yi geriye götüren sistemin ortadan kaldırılması, emin adımlarla hep ileriye bakarak yoluna devam etmesi gerekiyor.

Türkiye’yi seviyoruz.

Bizlerin başka gidecek bir yeri yok, vatanı yok.

Herkesin, her kesimin elini vicdanına koyup, evlatlarını, evlatlarının çocuklarını, onların da çocuklarını düşünerek oy kullanacaklarından şüphem yok.





SAY  “NO”  FOR  “TYRANNY”


SAY  “YES”  FOR  YOUR  “COMMON  SENSE”

We all are aware of the events occured abroad, just before the 16 th of April referendum that the future of Turkey will be certified.

Naming themselves as “the cradle of democracy”, the attack of the European Union mounted forces with their wild dogs, to our gathered people for welcoming  the “Family and Social Politics” Minister Mrs. Fatma Betül Sayan Kaya, within their simplest democratic rights, can not be accepted.

What were they going to do if Turkey Government had done such an inhuman treatment to one of their ministers and on the top of it, to a female minister?

Besides of all of these, have you seen any EU country criticizing the Dutch Government, after the world tv broadcasts of a Turkish youth coshed down and let the dogs attack causing his hospitalization?

Just the opposite, by supporting these attacks which is against also to the “decleration of human rights”, they proved that the countries came together for “crusades” in the history, have joined to form the European Union.

İt is obvious that, the sharp rise of Turkey and the shrewd personality of Recep Tayyip Erdoğan being a world leader and not avoiding to criticize the countries of “the cradle of democracy”, frightened the leaders of the European Union.

These behaviours show that the hesitant Turkish people, will vote for “yes” at the referendum.

In spite of the speeches of the leader of the “Republicians Pupil`s Party” Kemal Kılıçtaroğlu, as a “yes” conclusion, will lead Turkey to a dictatorial regime and forcing voters for “no”, the result will be definitely “yes”.

One of the most important dilemma of the “no” people is that, HDP the political wing of PKK, is also at the “no” fronts who can assasinate a baby unblinkingly.

Besides, the bloody terrorist organization FETO is also at the “no” front. Who is responsible for the 15 th of July coup attempt, bombarding the parliament  established by Atatürk the founder of Turkish Republic and bombarding Gölbaşı headquarter then assasinating the attendants on rest, who were merely responsible for internal security of the Turkish Republic.

The Turkish people have understood the reason why Turkey couldn`t reach to the level of developed countries which was targetted by Atatürk.

They understood that this will no longer be possible with this existing system where a president, elected by the same man, could dare to throw the book of basic law to the face of the prime minister Bulent Ecevit.

These elements will affect the hesitant people at the “no” front to vote for “yes”.

The 16 th April referendum will be an important milestone for all of us.

For this reason all of us should be prudent, abolish the system stepping Turkey backwards and stepping confidently to the forward.

We love Turkey.

We do not have any place to go, other than Turkey.

Turkey is our homeland.

I do not have any doubt that all of us will obey self-conscience and vote for our children and grandchildren.